Anne ve Babam Ayrılırsa Ne Olur?
“Anne, lütfen bağırma!” diye haykırdım, ama sesim mutfaktaki gürültünün arasında kayboldu. Babamın öfkeli sesi, annemin titrek çığlıklarıyla birbirine karışıyordu. O sabah, güneş camdan içeri süzülürken, içimdeki karanlık büyüdü. Yatağımda oturmuş, ellerimle kulaklarımı kapatmaya çalışıyordum. Ama ne yaparsam yapayım, o sesler içime işliyordu.
Karnımda bir düğüm vardı; sanki biri içimi sıkıyordu. Okula gitmek için hazırlanırken, annem gözleri kıpkırmızı, bana zoraki bir gülümsemeyle “Kahvaltını etmeden çıkma,” dedi. Babam ise kapının önünde ayakkabılarını hışımla giyerken bana bakmadan, “Geç kalma,” diye homurdandı. O an, her şeyin değiştiğini hissettim.
Okul yolunda yanımda yürüyen en yakın arkadaşlarım Emre ve Burak, sanki hiçbir şey olmamış gibi şakalaşıyorlardı. Emre bana dönüp, “Akşam bisikletle parka gidelim mi? Dün Burak’la yarış yaptık, çok eğlendik!” dedi. Gülümsemeye çalıştım ama yüzümdeki kaslar bile bana itaat etmiyordu. “Belki gelirim,” dedim sessizce. İçimden ise sadece eve dönmek ve annemin yanında olmak istiyordum.
Derslerde hiçbir şeye odaklanamadım. Öğretmenimiz Ayşe Hanım tahtaya bir problem yazdı; herkes parmak kaldırırken ben sadece camdan dışarı bakıyordum. Acaba annem şimdi ne yapıyor? Babam işte mi? Yoksa yine kavga mı ediyorlar? Yanımdaki Elif fısıldadı: “Kriz geçirdin galiba, Kriz!” dedi ve güldü. Herkes güldü. Ben de gülümsedim ama gözlerim doldu.
Öğle arasında kantinde otururken Emre tekrar sordu: “Ne oldu sana? Suratın beş karış.” Bir an duraksadım. Anlatmak istedim ama kelimeler boğazıma düğümlendi. “Bir şey yok,” dedim. Ama vardı. Hem de kocaman bir şey.
O akşam eve döndüğümde annem salonda sessizce ağlıyordu. Yanına oturdum, elini tuttum. “Anne, babamla neden kavga ediyorsunuz?” diye sordum titrek bir sesle. Annem gözyaşlarını sildi, bana sarıldı. “Bazen büyükler anlaşamaz oğlum,” dedi. “Ama seni çok seviyoruz.”
O gece babam eve geç geldi. Kapıdan girince anneme bakmadan odasına geçti. Ben ise mutfakta oturup onları dinlemeye çalıştım. Fısıltılar, kırık dökük cümleler… Sonra babamın sesi yükseldi: “Artık dayanamıyorum! Böyle devam edemeyiz!” Annem ise ağlayarak karşılık verdi: “Senin için mi zor? Peki ya ben? Ya oğlumuz?”
O an içimde bir şeyler koptu. Koşarak odama gittim, yorganın altına saklandım. Gözyaşlarımı kimse görmesin istedim. O gece uyuyamadım; kafamda aynı soru dönüp duruyordu: Eğer annemle babam ayrılırsa ben ne yapacağım?
Ertesi gün okulda Emre ve Burak yine beni parka çağırdılar. “Hadi gel, kafanı dağıtırsın,” dediler. Kabul ettim; belki biraz unutabilirim diye düşündüm. Parkta bisiklet sürerken kısa bir süreliğine her şeyi unuttum. Ama eve dönerken o korku tekrar içimi sardı.
Bir hafta boyunca evde hava hep gergindi. Annemle babam birbirine selam bile vermiyordu. Akşam yemeklerinde sessizlik hâkimdi; sadece çatal bıçak sesleri duyuluyordu. Bir gün babam bana dönüp, “Oğlum, annenle biraz konuşmamız lazım,” dedi. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu.
Salonda üçümüz oturduk. Annem gözlerimin içine bakarak konuştu: “Babanla ayrılmaya karar verdik.” O an dünya başıma yıkıldı. Sanki biri kalbimi sıkıyordu; nefes alamadım. “Ama… ama ben ne olacağım?” diye bağırdım.
Babam elimi tuttu: “Seni çok seviyoruz oğlum. Bu bizim aramızdaki bir mesele. Senin suçun yok.” Annem de sarıldı: “Sana söz veriyoruz, ikimiz de hep yanında olacağız.” Ama ben inanmıyordum; her şeyin değişeceğini biliyordum.
O günden sonra hayatım ikiye bölündü: Annemde geçen günler ve babamda geçen günler… Her iki evde de kendimi yabancı hissediyordum. Annem üzgündü; sürekli ağlıyordu. Babam ise daha sessizdi; bazen bana sarılırken gözleri doluyordu.
Okulda arkadaşlarım bir süre sonra olanları öğrendi. Bazıları acıyarak baktı; bazıları ise hiç anlamadı bile. Emre bir gün yanıma gelip, “Benim de ablamın ailesi boşanmıştı, çok zor biliyorum,” dedi ve omzuma dokundu.
Bir akşam annemle otururken ona sordum: “Anne, neden insanlar evlenip sonra ayrılıyor?” Annem uzun uzun düşündü: “Bazen insanlar değişir oğlum… Bazen de birlikte mutlu olamazlar.”
Babamla geçirdiğim ilk hafta sonu çok tuhaftı. Evde annemin eşyaları yoktu; her şey eksikti sanki… Babam bana pizza söyledi, birlikte film izledik ama ikimizin de aklı başka yerdeydi.
Zamanla alışmaya başladım ama içimdeki o boşluk hiç dolmadı. Her iki evde de eksik bir şeyler vardı; sanki ben ikiye bölünmüştüm.
Bir gün okuldan dönerken Emre ve Burak’la parkta oturduk. Burak sordu: “Senin yerinde olsam ne yapardım bilmiyorum.” Ben ise sadece başımı salladım: “Bazen insan ne yapacağını bilmiyor zaten.”
Şimdi bazen geceleri yatağımda yatarken kendi kendime soruyorum: Eğer annemle babam hiç kavga etmeseydi, hayatımız nasıl olurdu? Peki ya siz? Hiç ailenizin dağılacağından korktunuz mu? Ya da böyle bir şey yaşadınız mı?