Bir İntikam Evliliğinin Gölgesinde: Sevdanın Acı Yüzü

“Ne yapıyorsun Olcay? Gerçekten bunu mu istiyorsun?” diye sordu annem, gözleri dolu dolu bana bakarken. Nikah masasında, elimde terleyen bir avuç, yanımda Nadire, karşımda annem… İçimde fırtınalar kopuyordu. O an, herkesin gözünde mutlu damat bendim ama içimdeki yangını kimse bilmiyordu. Çünkü ben bu evliliği aşk için değil, intikam için yapıyordum.

Her şey iki yıl önce başladı. O zamanlar hayatımın kadını sandığım Meryem’le beraberdim. Onun için her şeyi göze alırdım. Üniversiteden mezun olur olmaz iş bulup İstanbul’a taşındık. Meryem’in hayalleri vardı; Boğaz’da yürüyüşler, Galata’da kahvaltılar, Moda’da gün batımı… Ben de onun hayallerini gerçekleştirmek için gece gündüz çalıştım. Ama ne zaman evlilik lafı açılsa, Meryem’in yüzü asılırdı. “Daha erken Olcay, biraz daha zaman…” derdi hep. Ben ise sabırla bekledim, çünkü onu kaybetmekten korkuyordum.

Bir gün, işten eve erken döndüm. Kapıyı açtığımda Meryem’in telefonu salonda çalıyordu. Ekranda “Berk” yazıyordu. O an içime bir kurt düştü ama kendime yakıştıramadım kıskanmayı. Sonra tesadüfen mesajlarını gördüm: “Bu akşam yine aynı yerde buluşalım mı?” Meryem’in bana söylediği yalanlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. O gece eve geldiğinde ona hiçbir şey belli etmedim. Ama içimde bir şeyler kırılmıştı.

Bir hafta sonra, Meryem’le konuşmak istedim. “Berk kim?” dedim. Gözleri büyüdü, sesi titredi: “Sadece bir arkadaş…” Ama ben biliyordum ki öyle değildi. O gece kavga ettik. Bağırdık, ağladık. Sonunda Meryem evi terk etti. Ardından bir boşluk… Bir ay boyunca kendimi işe verdim, kimseyle konuşmadım. Annem aradı, “Oğlum ne oldu sana?” dediğinde bile sustum.

Sonra Nadire çıktı karşıma. Çocukluk arkadaşımın kuzeni… Sessiz, sakin, anlayışlı bir kızdı. Bana iyi geliyordu ama ona karşı hiçbir şey hissetmiyordum. Bir gün annem “Nadire seni beğeniyor galiba,” dediğinde içimde garip bir his oluştu. Belki de Meryem’e acı çektirmek için Nadire’yle yakınlaştım. Onunla vakit geçirdikçe çevremdeki herkes mutlu oldu; ailem, arkadaşlarım… Sanki herkes benden yeni bir başlangıç bekliyordu.

Bir akşam Nadire’yle sahilde yürürken, “Seninle ciddi düşünüyorum Olcay,” dedi. O an içimdeki öfke ve kırgınlıkla ona evlenme teklif ettim. Nadire’nin gözleri parladı, hemen kabul etti. Ama ben o an bile Meryem’i düşünüyordum: “Bak, sensiz de mutlu olabiliyorum.”

Düğün hazırlıkları başladı. Annem her detayıyla ilgilendi, Nadire’nin ailesi köyden geldi. Herkes çok heyecanlıydı ama ben her gece yalnız başıma ağlıyordum. Düğün günü geldiğinde ise içimde sadece boşluk vardı.

Nikah masasında Nadire’ye bakarken aklımda tek bir soru vardı: “Acaba Meryem bu haberi duyunca ne hissedecek?” O sırada kapıdan içeri Meryem girdi. Saçları dağınık, gözleri şişmişti. Bir an göz göze geldik. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Meryem bana bakıp başını eğdi ve arka sıralara oturdu.

Nikah memuru sorusunu sordu: “Olcay Yılmaz, Nadire Demir’i eş olarak kabul ediyor musunuz?” Sesim titredi ama “Evet,” dedim. O an Meryem’in gözlerinden süzülen yaşları gördüm.

Düğünden sonra hayatımız sıradanlaştı. Nadire iyi bir eş olmaya çalıştı ama ben ona duvar ördüm. Her sabah işe giderken aynada kendime bakıp “Ne yaptın Olcay?” diye sordum. Nadire’nin bana olan sevgisi zamanla yerini kırgınlığa bıraktı. Bir gece mutfakta sessizce ağladığını duydum.

Bir gün annemle otururken dayanamadım: “Anne ben mutsuzum,” dedim. Annem başını öne eğdi: “Oğlum, kalbini dinlemeden evlenirsen böyle olur.”

Aylar geçti, Nadire’yle aramızdaki mesafe büyüdü. Bir gün eve geç geldim, Nadire salonda oturuyordu.

— Olcay, sen beni hiç sevmedin değil mi?
— Nadire…
— Lütfen dürüst ol.

Sustum. Çünkü ona verecek bir cevabım yoktu.

O gece Nadire valizini topladı ve ailesinin yanına gitti. Evde tek başıma kaldım. Duvarlara bakıp saatlerce düşündüm: “Gerçekten neyi başardım? Kimi cezalandırdım?”

Bir hafta sonra Meryem’den bir mesaj aldım: “Sana acı çektirmek istemedim Olcay… Ben de pişmanım.” Onunla buluşmaya cesaret edemedim.

Şimdi yalnızım ve geçmişin gölgesinde yaşıyorum. Ne Nadire’yi mutlu edebildim ne de kendimi affedebildim.

Bazen düşünüyorum: İnsan kalbini dinlemeden verdiği kararların bedelini ömrü boyunca mı öder? Sizce affetmek mi zor, yoksa unutmak mı?