Aramızdaki Uçurum: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Seninle artık devam edemem, Elif.”
Bu cümle, mutfağımızda yankılandığında, elimdeki çay bardağı yere düşüp paramparça oldu. Annem, salondan koşarak geldi, gözleri korkuyla açılmıştı. Babam ise kapının önünde, valizini çoktan hazırlamış, gözlerini kaçırıyordu. On sekiz yıllık evliliğimizin sonu, işte bu kadar sessiz ve acımasızdı.
“Ne diyorsun sen, Mehmet?” dedim titreyen sesimle. “Bir yanlışlık olmalı. Biz… Biz iyiydik.”
Mehmet başını eğdi, dudaklarını ısırdı. “Elif, lütfen… Zaten zor konuşuyorum. Her şey bitti. Ben gidiyorum.”
O an içimde bir şeyler koptu. Annem bana sarıldı, ağlamaya başladım. Mehmet arkasına bile bakmadan çıktı evden. Kapı kapandıktan sonra evde bir sessizlik oldu; sanki bütün hayatım durmuştu.
O gece uyuyamadım. Yatakta dönüp durdum, Mehmet’in bana ilk kez gülümsediği günü düşündüm. Üniversitede tanışmıştık; ben Edebiyat okuyordum, o ise Mühendislikteydi. O kadar çok hayalimiz vardı ki… Birlikte yaşlanmak, çocuklarımızı büyütmek, emeklilikte Ege’de küçük bir kasabaya yerleşmek… Şimdi ise her şey bir anda yok olmuştu.
Ertesi sabah işe gitmek zorundaydım. Okulda öğretmenlik yapıyordum; çocukların yüzüne bakacak halim yoktu ama hayat devam ediyordu. Okulun koridorlarında yürürken, meslektaşım Ayşe koluma girdi.
“Elif, iyi misin? Çok solgunsun.”
“İyiyim,” dedim yalan söyleyerek. “Biraz uykusuzum sadece.”
Ayşe gözlerimin içine baktı. “Bir şey oldu, değil mi?”
Başımı eğdim. “Mehmet… Gitti.”
Ayşe beni hemen öğretmenler odasına çekti. “Ağlamak istiyorsan ağla Elif. İçine atma.”
O an gözyaşlarım sel oldu. Ayşe sarıldı bana, “Sen güçlüsün,” dedi. Ama ben hiç güçlü hissetmiyordum.
Günler geçtikçe dedikodular başladı. Mahallede herkes konuşuyordu: “Mehmet başka biriyle mi?” “Elif ne yaptı da adam evi terk etti?” Annem markete gitmeye çekinir oldu. Ben ise her sabah aynada kendime bakıp suçlu aradım.
Bir akşam annem sofrayı hazırlarken dayanamadım:
“Anne, ben ne yaptım? Neden gitti?”
Annem ellerini tuttu, gözleri doldu. “Kızım, bazen insanlar değişir. Suç sende değil.”
Ama içimdeki ses susmuyordu: “Belki de daha iyi bir eş olmalıydım… Daha güzel olmalıydım… Daha az konuşmalıydım…”
Bir gece Mehmet’ten mesaj geldi: “Elif, konuşmamız lazım.”
Kalbim deli gibi çarptı. Belki de pişman olmuştu! Belki de geri dönecekti! Buluşmayı kabul ettim.
Küçük bir kafede buluştuk. Mehmet karşıma oturdu, gözleri yorgundu.
“Elif,” dedi sessizce, “Sana yalan söylemek istemiyorum. Başka biri var.”
Dünya başıma yıkıldı o an. “Kim?” diye sordum titreyerek.
“Zeynep,” dedi kısık sesle. “İş yerinden… Uzun zamandır…”
O an içimdeki bütün umutlar söndü. Gözyaşlarımı tutamadım.
“Bunca yıl… Bunca emek… Bir kalemde silip attın mı bizi?”
Mehmet başını eğdi. “Sana haksızlık ettim biliyorum ama… Zeynep’le mutluyum.”
O gün eve dönerken yağmur yağıyordu. Islanmak umurumda değildi. Eve vardığımda annem kapıda bekliyordu.
“Ne oldu kızım?”
“Bitti anne,” dedim sadece.
O günden sonra hayatımda yeni bir dönem başladı. Sabahları uyanmak zor geliyordu ama işe gitmek zorundaydım. Öğrencilerim bana umut oluyordu; onların gözlerindeki ışık bana güç veriyordu.
Bir gün okulda veli toplantısı vardı. Velilerden biri, Hatice Hanım yanıma geldi.
“Elif Öğretmenim, sizi çok üzgün gördüm son zamanlarda. Bir derdiniz varsa anlatın, belki derman oluruz.”
İlk kez yabancı birine içimi döktüm o gün:
“Eşim beni terk etti… Başka biri için…”
Hatice Hanım elimi tuttu: “Kızım, hayat bazen insanı sınar. Ama unutma; sen yalnız değilsin.”
O sözler bana iyi geldi. Akşam eve döndüğümde anneme sarıldım:
“Anne, belki de yeniden başlamalıyım.”
Annem gülümsedi: “Kızım, hayat devam ediyor. Sen güçlüsün.”
Günler geçtikçe kendimi toplamaya başladım. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim. Kendi paramı kazandım, kendi kararlarımı verdim. Bir gün eski arkadaşlarımı aradım; birlikte dışarı çıktık, kahkahalar attık.
Ama geceleri yalnız kaldığımda yine o boşluk hissi geliyordu. Mehmet’in yokluğu bazen hâlâ canımı yakıyordu.
Bir akşam annemle balkonda otururken ona sordum:
“Anne, sence ben tekrar sevebilir miyim?”
Annem elimi tuttu: “Kalbin kırık olabilir ama iyileşir kızım. Yeter ki kendine inan.”
Şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Geçmişin acısı hâlâ içimde ama artık biliyorum ki yalnız değilim ve yeniden başlayabilirim.
Peki sizce; insan en derin yaralarından sonra gerçekten iyileşebilir mi? Yoksa bazı uçurumlar sonsuza dek aramızda mı kalır?