Bir Çocuğun Bedeli: Annemin Beni Satmaya Çalıştığı Gün
“İstersen al bu çocuğu, bana fark etmez. Yeter ki bana para ver.” Annemin sesi mutfakta yankılandı. O an, ellerim titredi, dizlerimden güç çekildi sanki. Kapının aralığından bakıyordum; annemle karşısındaki adamın konuşmasını gizlice dinliyordum. Annemin gözleri cam gibi soğuktu, yüzünde yılların yorgunluğu, çaresizliği vardı ama yine de… Ben onun kızıydım. Nasıl olurdu da bir anne, çocuğunu böyle kolayca gözden çıkarırdı?
O gün, evimizin içi soğuktu. Sobalı evimizde kömür bitmişti, annem sabah kahvaltısında bana bayat ekmek ve biraz peynir vermişti. Babam yıllar önce evi terk etmişti; annem ise mahallede temizlik işlerine giderek bizi geçindirmeye çalışıyordu. Ama yetmiyordu işte… Borçlar birikmişti, ev sahibi her gün kapıya dayanıyordu.
Karşısındaki adam, Mahmut Amca, mahallede hurdacılık yapardı. Annem ona borçlanmıştı; şimdi ise borcunu ödeyemediği için çaresizce pazarlık yapıyordu. “Bak Mahmut, ben bu çocuğa bakamıyorum artık. Senin hanımın çocuk istiyordu ya… Al işte. Ama bana da biraz para ver ki borcumu kapatayım.”
O an içimde bir şeyler koptu. Annemin gözünde sadece bir yük müydüm? Bir borcun karşılığı mıydım? O gece yatağımda ağladım, yastığım ıslandı. Annemin odasına gidip sarılmak istedim ama kapısı kilitliydi. Sabah olduğunda annem hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. “Kalk kızım, okula geç kalacaksın,” dedi. Sanki dün geceki konuşma hiç yaşanmamıştı.
Okulda arkadaşlarımın anneleri onları okula bırakır, saçlarını okşar, yanaklarından öperdi. Ben ise her sabah annemin soğuk bakışlarıyla uğurlanırdım. Öğretmenim Sevim Hanım bir gün yanıma yaklaşıp, “Bir derdin mi var Elif?” diye sorduğunda gözlerim doldu ama anlatamadım. Kimseye anlatamazdım; çünkü annemi kötülemek istemezdim. O da çaresizdi biliyordum.
Günler geçti, Mahmut Amca sık sık evimize gelmeye başladı. Her gelişinde annemle fısıldaşır, bana tuhaf tuhaf bakardı. Bir akşam annem bana, “Elif, Mahmut Amca’nın hanımı seni çok sevmiş. Onların yanında daha iyi yaşarsın belki,” dedi. Sesinde bir umut kırıntısı aradım ama bulamadım.
O gece annemle ilk defa tartıştık:
“Anne, beni gerçekten vermek istiyor musun?”
“Ne yapayım Elif? Aç mı kalalım? Senin için daha iyi olur belki… Onların evi var, yemeği var.”
“Ben senin kızınım! Beni nasıl başkasına verirsin?”
Annem sustu, gözlerini kaçırdı. Sonra birden ağlamaya başladı. “Bilmiyorsun Elif… Bilmiyorsun ne kadar zor olduğunu! Her gün aç uyuyorsun, ben de kahroluyorum! Kimse yardım etmiyor bize… Herkes laf ediyor arkamızdan… Baban gittiğinden beri bu mahallede tek başıma ayakta kalmaya çalışıyorum!”
O an ilk defa annemin de ne kadar yalnız olduğunu gördüm. Ama yine de… Ben onun kızıydım ve satılmak istemiyordum.
Ertesi gün Mahmut Amca geldiğinde annem elime küçük bir çanta tutuşturdu. “Hadi Elif, git bakalım Mahmut Amca’yla,” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü; kapının önünde komşu kadınlar fısıldaşıyordu: “Yazık kıza… Annesi ne yapsın garibim…”
Mahmut Amca’nın evine gittiğimde eşi Ayşe Hanım beni sıcak karşıladı ama ben yabancıydım onlara. O gece yatağa yattığımda annemi düşündüm; acaba o da ağlıyor muydu? Yoksa rahat bir nefes mi almıştı?
Ayşe Hanım bana yeni elbiseler aldı, saçımı ördü ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Okulda arkadaşlarım “Evlatlık mısın?” diye soruyordu; utanıyordum anlatmaya.
Bir gün Ayşe Hanım’la pazara giderken annemi gördüm. Göz göze geldik; o an içimdeki tüm öfke ve özlem birbirine karıştı. Koşup sarılmak istedim ama Ayşe Hanım kolumdan tuttu: “Hadi Elif, geç kalacağız.” Annem ise başını eğip yoluna devam etti.
Aylar geçti; yeni evimde alışmaya çalıştım ama geceleri hep eski evimizi ve annemi düşünüyordum. Bir gün Ayşe Hanım’ın tartıştığını duydum: “Mahmut! Bu kız bizim çocuğumuz değil! Ne kadar uğraşsam da bana anne demiyor!” Mahmut Amca ise sessizce sigarasını içiyordu.
O an anladım ki hiçbir yerde tam anlamıyla ait olamayacaktım.
Bir gün okuldan eve dönerken eski mahallemize uğradım; evimizin önünde annemi gördüm. Gözleri çökmüş, saçları daha da beyazlamıştı. Beni görünce önce şaşırdı sonra kollarını açtı:
“Elif… Kızım…”
Koşup sarıldık; ikimiz de ağladık uzun uzun.
“Affet beni Elif… Çok çaresizdim… Sana kıyamadım ama başka çarem yoktu…”
“Anne… Ben seni hep sevdim… Hiç unutmadım…”
O an anladım ki hayat bazen insanı öyle köşeye sıkıştırıyor ki en sevdiklerinden bile vazgeçmek zorunda kalabiliyor insan.
Şimdi büyüdüm; kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışıyorum. Ama hâlâ o günleri düşündükçe içim acıyor.
Sizce bir anne çaresizlikten çocuğunu satmak zorunda kalır mı? Ya da bir çocuk annesini affedebilir mi?