Bir Çocuğun Bedeli: Annemin Sözleri
“İstersen al bu çocuğu, umurumda bile değil. Yüzüne bakamıyorum artık. Ama karşılığında bana para ver.” Annemin sesi mutfakta yankılandı. Ellerim titredi, gözlerim doldu. O an, on iki yaşındaki bir çocuğun kalbinde ne kadar yer kalırsa, hepsi paramparça oldu. Babam sessizce yere bakıyordu, ablam ise odasında ağlıyordu. Ben ise mutfak kapısının aralığından annemin yüzüne bakmaya çalışıyordum; gözlerinde öfke, yorgunluk ve biraz da umutsuzluk vardı.
Adım Elif. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, eski bir apartmanın bodrum katında büyüdüm. Annem Zeynep, babam Mahmut, ablam Derya ve ben… Babam işsizdi, annem ise temizliklere giderek evi geçindirmeye çalışıyordu. Ama her şeyden çok, evimizde eksik olan şey sevgiydi. Annem bana hep soğuktu. Küçüklüğümden beri onun gözlerinde bir türlü göremediğim bir sıcaklık vardı; ya da ben öyle sanıyordum.
O sabah, annemle babam yine kavga etmişti. Annem bağırıyordu: “Ben bu çocukla uğraşamam artık! Derya’ya bak, uslu uslu oturuyor. Ama Elif… Elif hep başıma bela!” Babam ise sessizdi. Sonra annem bana döndü: “Senin yüzünden bu haldeyiz!” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Neden ben? Neden annem beni istemiyor?
Okulda da işler iyi gitmiyordu. Arkadaşlarımın çoğu anneleriyle okula gelirken, benim annem hiç gelmezdi. Öğretmenim Ayşe Hanım bir gün yanıma gelip sordu: “Elif, annen neden hiç gelmiyor?” Yutkundum, cevap veremedim. Sadece yere baktım. O gün eve dönerken içimde bir öfke vardı; ama en çok da kendime kızgındım. Belki de ben gerçekten istenmeyen bir çocuktum.
Bir akşam, annem eve geç geldi. Yorgundu, elleri deterjan kokuyordu. Sofrada sessizce otururken birden bana döndü: “Elif, senin için biri para teklif etti biliyor musun?” dedi. Şaşırdım, korktum. “Kim?” diye sordum titrek bir sesle. “Komşu Ayten Hanım… Çocuğu olmuyormuş, seni almak istiyor.” Gözlerim doldu. “Beni satacak mısın anne?” dedim. Annem gözlerini kaçırdı: “Ne yapayım Elif? Hayat çok zor… Belki sen de orada daha mutlu olursun.”
O gece ablam Derya yanıma geldi. Sarıldı bana: “Korkma Elif, seni kimseye vermeyeceğiz,” dedi. Ama gözlerinde korku vardı. O günden sonra evdeki hava daha da ağırlaştı. Annemle konuşmamaya başladım. Babam ise iyice içine kapandı.
Bir gün okuldan dönerken Ayten Hanım beni kapıda bekliyordu. “Elifciğim,” dedi yumuşak bir sesle, “istersen bizimle kalabilirsin. Sana yeni elbiseler alırım, odan olur.” İçimde bir umut kıpırdadı ama aynı zamanda korktum. Annemi bırakmak istemiyordum; ne kadar soğuk olsa da o benim annemdi.
O gece annemle yüzleştim: “Anne, beni gerçekten istemiyor musun?” dedim ağlayarak. Annem sustu, sonra gözleri doldu: “Kızım,” dedi, “ben de istemezdim böyle olsun… Ama hayat çok zor. Bazen insan en sevdiklerine bile kıyamıyor.” O an anladım ki annemin öfkesi bana değil, hayata idi.
Günler geçtikçe evdeki huzursuzluk arttı. Bir sabah babam evi terk etti. Annem sabaha kadar ağladı ama bana yine sarılmadı. Ben ise ablamla birbirimize tutunarak ayakta kalmaya çalıştık.
Okulda ise öğretmenim Ayşe Hanım bana daha çok ilgi göstermeye başladı. Bir gün beni yanına çağırdı: “Elif, ister misin hafta sonları bizimle vakit geçiresin?” dedi. Kabul ettim; çünkü evde nefes almak bile zordu artık.
Ayşe Hanım’ın evinde ilk defa sıcak bir aile ortamı gördüm. Onun kızı Zeynep’le oyunlar oynadık, birlikte yemek yaptık. Eve döndüğümde ise annemin gözlerinde kıskançlık gördüm; ama yine de bana sarılmadı.
Bir akşam annemle tartıştık: “Senin yüzünden herkes bize acıyor!” diye bağırdı bana. Ben de ilk defa ona karşılık verdim: “Ben mi istedim böyle olmayı anne? Ben de sevilmek istiyorum!” O an annem sustu, gözleri doldu ama yine de bana sarılmadı.
Yıllar geçti… Liseyi bitirdim, üniversiteyi kazandım. Annem hâlâ bana soğuktu ama artık ona kızmıyordum; çünkü onun da kendi yaraları vardı. Babamdan hiç haber almadık, ablam ise erken yaşta evlendi ve başka bir şehre taşındı.
Üniversitede psikoloji okudum; çünkü çocukların yaşadığı travmaları anlamak istiyordum. Kendi hikayemi başkalarına anlatmak istedim; belki birileri yalnız olmadığını anlar diye.
Şimdi 28 yaşındayım ve çocuklarla çalışan bir psikoloğum. Annemi hâlâ arada ziyaret ediyorum; aramızda hâlâ mesafe var ama artık onu affettim.
Bazen geceleri hâlâ o sözleri hatırlıyorum: “İstersen al bu çocuğu… Bana para ver.” Bir annenin sevgisi parayla ölçülür mü? Bir çocuk ne zaman kendini gerçekten değerli hisseder? Sizce affetmek mümkün mü? Yorumlarınızı bekliyorum…