Bir Gelinliğin Ardında Saklı Hayatlar: Elif’in Sessiz Çığlığı

“Elif, bir şey soracağım ama kızma… Senin gelinliğini giyebilir miyim? Sonuçta artık sana lazım olmayacak, değil mi?”

Derya’nın sesi annemin salonunda yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi. Annem mutfaktan başını uzattı, gözleriyle bana “Ne cevap vereceksin?” diye sordu. İçimde bir fırtına koptu, ama dışarıdan sadece hafifçe gülümsedim. “Tabii Derya, neden olmasın?” dedim, sesim boğuk çıktı.

O gelinlik… O beyaz dantel, o zarif duvak… Bir zamanlar hayallerimi süsleyen, çocukluğumdan beri annemin sandığında sakladığı o gelinlik. Babamın bana çeyiz olarak verdiği tek şeydi. Şimdi ise, Derya’nın mutluluğuna fon olacaktı. İçimdeki acıyı bastırmaya çalıştım. Derya aynanın karşısında döndü, eteği savruldu. “Bence bu tam benlik! Sen de öyle düşünmüyor musun Elif?” dedi, gözlerinde hafif bir alay.

O an içimden geçenleri anlatamam. Derya benim en yakın arkadaşımdı; çocukluğumdan beri sırdaşım, dert ortağım… Ama şimdi onun gözlerinde bir zafer parıltısı vardı. Sanki benim kaybım, onun kazancıydı. Annem sessizce yanıma geldi, elini omzuma koydu. “Kızım, üzülme. Kısmet değilmiş,” dedi fısıltıyla. Ama annemin gözleri de doluydu.

Bir yıl önce nişanlım Serkan’la evlenmek üzereydim. Her şey hazırdı: davetiyeler basılmış, salon tutulmuştu. Ama Serkan’ın ailesi son anda vazgeçti. “Elif’in ailesi yeterince varlıklı değil,” dediler. Babam emekli öğretmen, annem ev hanımıydı. Bizim tek servetimiz sevgimizdi. Ama bu İstanbul’da kime yetiyordu ki? Serkan da bana sahip çıkamadı; annesinin sözünden çıkamadı. Bir gün aradı ve “Affet Elif, ben yapamıyorum,” dedi. O günden sonra hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Derya ise hep güçlüydü; ailesi zengindi, özgüveni tamdı. Şimdi ise nişanlısı Murat’la evlenmek üzereydi ve benim hayalim olan gelinliği giymek istiyordu. Bunu bana sorması bile bir nevi meydan okumaydı sanki.

Derya gelinliği üzerindeyken aynada kendine hayran hayran bakıyordu. “Bak Elif,” dedi, “Bence bu gelinlik bana daha çok yakıştı!” Sonra kahkaha attı. Annem gözlerini kaçırdı. Ben ise içimdeki öfkeyi yutmaya çalıştım.

O gece odamda günlüğümü açtım:

“Bugün Derya gelinliğimi giymek istediğini söyledi. Kalbim kırık… O gelinlik benim umutlarımın simgesiydi. Şimdi ise başkasının mutluluğuna fon olacak. Hayat adil değil.”

Ertesi gün Derya tekrar geldi. Bu sefer yanında annesi de vardı. “Elifciğim,” dedi Derya’nın annesi, “Sen zaten kullanmayacaksın bu gelinliği. Derya’ya uğur getirir belki.”

Annem hemen atıldı: “Bizim için manevi değeri büyük ama Elif isterse tabii…”

O an karar verdim: Kimseye acımı göstermeyecektim. “Tabii ki alabilirsin Derya,” dedim, “Umarım sana uğur getirir.”

Derya sevinçle sarıldı bana ama sarılışı bile soğuktu. O an anladım ki dostluk bazen sadece kelimeden ibaretmiş.

Gelinlik Derya’ya geçtiğinde evde bir sessizlik oldu. Annem bana sarıldı: “Kızım, sen daha iyilerine layıksın,” dedi ama ben sadece sustum.

Düğün günü geldiğinde davetliydik tabii ki… Annem gitmek istemedi ama ben gururumu yutmak zorundaydım. Derya bembeyaz gelinlikle salona girdiğinde herkes alkışladı. Ben ise arka masada oturup gözyaşlarımı saklamaya çalıştım.

Düğünden sonra Derya yanıma geldi: “Elif, iyi ki bana verdin bu gelinliği! Sen olmasan bu kadar güzel olmazdım.”

O an ona ne cevap vereceğimi bilemedim. Sadece gülümsedim ve uzaklaştım.

Aylar geçti… Derya evlendi, ben ise iş aramaya başladım. Annemle babam yaşlanıyordu; onlara destek olmam gerekiyordu artık. Bir gün iş görüşmesinden dönerken eski nişanlım Serkan’la karşılaştım. Göz göze geldik; o da mutsuz görünüyordu.

“Merhaba Elif,” dedi utangaçça.

“Merhaba Serkan.”

“Biliyor musun… Annemle babam yüzünden seni bırakmak hayatımın en büyük hatasıydı.”

O an içimde bir şeyler koptu yine ama bu sefer ağlamadım.

“Geçmiş olsun Serkan,” dedim ve yürümeye devam ettim.

O gece yine günlüğüme yazdım:

“Hayat bazen en yakınındakilerden darbe vuruyor insana. Dost sandığın biri seni kıskanıyor, sevdiğin adam seni bırakıyor… Ama yine de ayakta kalmak zorundasın.”

Şimdi dönüp bakınca düşünüyorum: Acaba o gelinliği vermeseydim daha mı güçlü olurdum? Yoksa asıl güç, kaybettiklerini kabullenip yoluna devam etmekte mi?

Siz olsaydınız ne yapardınız? En yakın arkadaşınız sizden böyle bir şey istese ne hissederdiniz? Hayat gerçekten adil mi?