Kırık Hayallerin Ardında: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Bunu bana nasıl yaparsın, Cem?” diye bağırdım, sesim titreyerek. Gözlerimden yaşlar süzülürken, mutfağın ortasında öylece duruyordum. O ise başını öne eğmiş, suçlu bir çocuk gibi yere bakıyordu. O an, on beş yıllık evliliğimizin bir yalandan ibaret olduğunu anladım.
Her şey, geçen kış akşamı Cem’in telefonuna gelen bir mesajla başladı. “Canım, bu akşam buluşuyor muyuz?” yazıyordu. Mesajı gördüğümde içimde bir şeyler koptu. O ana kadar hep iyi bir eş, iyi bir anne olmaya çalışmıştım. Kızımız Elif için her şeyi göze almıştım. Ama şimdi, hayatımın en büyük korkusuyla yüzleşiyordum: Aldatılmak.
Cem’le üniversitede tanışmıştık. Ben Ankara’dan İstanbul’a okumaya gelmiş, hayallerle dolu bir genç kızdım. O ise İstanbul’un köklü ailelerinden birinin oğluydu. İlk başta bana çok sıcak davranmamıştı; hatta biraz mesafeli ve soğuktu. Ama zamanla bana açıldı, birlikte ders çalıştık, kahkahalar attık. Mezuniyet balosunda bana evlenme teklif ettiğinde, gözlerim mutluluktan dolmuştu. Annem ve babam başta karşı çıkmıştı; “Kızım, İstanbul başka bir dünya, dikkatli ol,” demişlerdi. Ama ben aşkın her şeyi aşacağına inanıyordum.
Evliliğimizin ilk yılları güzeldi. Cem işine odaklanmıştı, ben de Elif’e hamile kalınca tüm dünyamızı ona göre kurduk. Ama zamanla aramızdaki mesafe büyüdü. Cem’in iş seyahatleri arttı, eve geç gelmeye başladı. Ben ise evde yalnızlığın içinde kayboluyordum. Annem aradığında her şey yolundaymış gibi davranıyordum; “Çok şükür anneciğim, Cem de Elif de iyi,” diyordum. Ama içimde fırtınalar kopuyordu.
O gece Cem’le yüzleşmek zorunda kaldım. “Kim bu kadın?” dedim, gözlerinin içine bakarak. Bir an sustu, sonra sessizce, “Bitti,” dedi. “Aramızda hiçbir şey kalmadı.” O an dizlerimin bağı çözüldü, yere yığıldım. Elif odasında uyuyordu; annesinin sessiz çığlığını duymadan.
Ertesi sabah Cem eşyalarını topladı ve gitti. Evde bir sessizlik hâkimdi; sanki duvarlar bile ağlıyordu. Elif’e ne diyeceğimi bilemedim. Altı yaşındaki bir çocuğa babasının artık bizimle yaşamayacağını nasıl anlatabilirdim? “Baba iş için başka şehre gitti,” dedim sadece. Gözleri doldu ama sormadı.
Ailem haberi duyunca hemen Ankara’dan geldiler. Annem beni sarıp sarmaladı; “Kızım, biz senin yanındayız,” dedi. Babam ise öfkeliydi: “Sana demiştim! İstanbul’da herkes kendi derdinde!” Onlara hak veremiyordum ama kendime de kızamıyordum. Çünkü ben de Cem’in değişeceğine inanmıştım.
Günler geçtikçe yalnızlık daha da ağırlaştı. Komşular fısıldaşıyordu; “Cem Bey evi terk etmiş,” diyorlardı arkamdan. Mahallede dul kadın olmak kolay değildi Türkiye’de. Herkesin gözü üzerimdeydi; markete giderken bile bakışlardan rahatsız oluyordum. İş bulmam gerekiyordu ama yıllardır çalışmamıştım. Üniversite diplomam çerçevede tozlanıyordu.
Bir gün Elif okuldan ağlayarak geldi: “Anne, arkadaşlarım babamın neden gelmediğini soruyor.” O an içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. Kızımı koruyamamıştım; ona mutlu bir aile sunamamıştım.
Bir akşam eski arkadaşım Zeynep aradı: “Sana iş buldum,” dedi heyecanla. Bir yayınevinde editör arıyorlarmış. Korkarak da olsa kabul ettim; ilk günümde ellerim titriyordu ama işime dört elle sarıldım. Orada çalışmak bana yeniden nefes aldırdı; kendi ayaklarım üzerinde durabileceğimi hissettim.
Ama toplumun baskısı bitmiyordu. Bir gün markette karşı komşum Ayşe Hanım yanıma yaklaştı: “Kızım, gençsin daha… Belki yeniden evlenirsin,” dedi alaycı bir gülümsemeyle. İçimden bağırmak geldi: “Neden bir kadının tek kurtuluşu evlenmek olsun?” Ama sustum.
Cem ise aylar sonra aradı; “Elif’i görebilir miyim?” dedi soğuk bir sesle. Elif’i hazırladım, saçlarını taradım, en sevdiği elbiseyi giydirdim. Kapıda Cem’i görünce Elif koşup sarıldı babasına; ben ise arkamı dönüp mutfağa kaçtım. İçeriden onların kahkahalarını duyarken gözyaşlarımı tutamadım.
Bir gece Elif yanıma sokuldu: “Anne, sen üzülme olur mu? Ben seni çok seviyorum.” O an anladım ki; hayat ne kadar acımasız olursa olsun, kızım için güçlü olmak zorundaydım.
Yıllar geçti; Elif büyüdü, ben ise yeniden kendimi buldum. Artık kimsenin ne dediği umurumda değildi. Hayat bana ikinci bir şans vermişti; kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrenmiştim.
Şimdi bazen geceleri pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Acaba Cem’le hiç tanışmasaydım hayatım nasıl olurdu? Ya da toplumun baskısına boyun eğmeseydim daha mutlu olabilir miydim? Sizce bir kadın kendi hayatını kurmaya çalışırken neden bu kadar yalnız bırakılır Türkiye’de?