Bir Sonbahar Akşamı: Sessiz Çığlıklar
“Anne, lütfen gitme!” diye bağırdım, sesim yağmurun gürültüsüne karıştı. Kapının önünde, annemin elinde eski bir valiz, gözlerinde ise yılların yorgunluğu vardı. Babam arkamda, elleri yumruk olmuş, dişlerini sıkarak susuyordu. Kardeşim Zeynep ise köşede sessizce ağlıyordu. O an, evimizin salonunda değil de bir savaş alanında gibiydik.
Her şey bir Ekim akşamı başladı. O gün hava soğuktu, yağmur camlara vuruyor, rüzgar eski apartmanımızın pencerelerini zangırdatıyordu. Akşam namazından sonra annemle babam yine tartışmaya başladılar. Babamın sesi yükseldiğinde, annemin gözleri yere kaydı. Ben ve Zeynep mutfakta birbirimize bakıyorduk; ne yapacağımızı bilmiyorduk. Annem yıllardır sabrediyordu ama o gece bir şeyler değişmişti.
Babam, “Yeter artık! Bu evde huzur kalmadı,” dediğinde annem valizini hazırlamaya başladı. O an içimde bir şeyler koptu. Annem gitseydi, biz ne olacaktık? Babamın öfkesiyle baş edebilir miydik? Zeynep daha on iki yaşındaydı, ben ise on yedi. O gece annemin odasına koştum.
“Anne, ne olur gitme. Biz sensiz ne yaparız?” dedim. Annem gözlerimin içine baktı, ellerimi tuttu. “Kuzum, bazen gitmek kalmaktan daha iyidir. Babanla artık olmuyor. Sizin için de kendim için de doğru olan bu,” dedi titrek bir sesle.
O sırada babam kapıda belirdi. “Çocukların önünde numara yapma! Senin yüzünden bu hale geldik,” diye bağırdı. Annem gözyaşlarını sildi, bana sarıldı ve fısıldadı: “Seni ve kardeşini çok seviyorum. Ama bazen insan kendi acısını da düşünmek zorunda.”
O gece annem gitti. Kapı kapandığında evde bir sessizlik oldu; sanki bütün eşyalar bile ağlıyordu. Zeynep yanıma geldi, “Ağabey, annem geri gelir mi?” diye sordu. Cevap veremedim. O an kendimi çok çaresiz hissettim.
Ertesi gün okulda kimseyle konuşmak istemedim. Arkadaşlarımın anneleri onları okula bırakırken ben Zeynep’in elinden tutup yürüyordum. Okul çıkışı eve dönerken apartmanın önünde komşu Ayşe Teyze beni durdurdu: “Kuzum, annen nereye gitti?” Yutkundum, “Biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı,” dedim utançla başımı eğerek.
Evde babam daha da içine kapanmıştı. Akşam yemeklerinde konuşmaz olduk. Zeynep odasından çıkmıyor, ben ise geceleri annemin yastığına sarılıp ağlıyordum. Bir hafta sonra annemden bir mektup geldi. “Sizi çok özlüyorum ama biraz zamana ihtiyacım var,” yazıyordu. O mektubu defalarca okudum.
Bir gün babam işten geç geldiğinde sarhoştu. Kapıyı çarptı, salona girdi ve bağırmaya başladı: “Sizin yüzünüzden gitti! Hepiniz suçlusunuz!” Zeynep korkudan ağlamaya başladı. Babam bana döndü: “Sen büyüdün artık! Erkek ol! Bu evi sen toparlayacaksın!”
O an içimde bir öfke patladı: “Ben çocuk değilim ama sen de baba gibi davranmıyorsun!” dedim ve odamın kapısını çarpıp çıktım. Gece boyunca uyuyamadım; annemi düşündüm, babamı düşündüm, Zeynep’i düşündüm… Bizim suçumuz neydi? Neden aileler böyle dağılırdı?
Günler geçtikçe evdeki hava daha da ağırlaştı. Babam işten gelince televizyonun karşısına geçiyor, bizimle konuşmuyordu. Zeynep’in okul notları düşmeye başladı; öğretmeni arayıp durumu sorduğunda utancımdan ne diyeceğimi bilemedim.
Bir akşam Zeynep yanıma geldi: “Ağabey, annemi özledim,” dedi ve ağlamaya başladı. Ona sarıldım; “Dayanacağız Zeynep, birlikte atlatacağız,” dedim ama içimde hiçbir umut kalmamıştı.
Bir gün okuldan dönerken annemi mahallede gördüm. Saçları dağılmıştı, gözleri şişmişti ama beni görünce gülümsedi. Koşup boynuna sarıldım: “Anne, eve dön!” dedim yalvararak.
Annem gözlerimin içine baktı: “Kuzum, bazen insanlar birbirine zarar vermemek için uzak durmalı,” dedi ve elimi tuttu. “Babanla konuşacağım ama her şey hemen düzelmez.”
O akşam annem eve geldiğinde babamla uzun uzun konuştular. Biz Zeynep’le odada bekledik; kapının aralığından sesleri dinledik:
“Ben artık dayanamıyorum Hasan,” dedi annem.
“Çocuklar için dön,” dedi babam.
“Çocuklar için yaşamak mı? Onları böyle bir ortamda büyütmek mi daha iyi?”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra annem çıktı ve bize sarıldı: “Sizi çok seviyorum ama bazen sevmek yetmiyor.”
O gece annem yine gitti ama bu sefer daha kararlıydı. Babam ise ilk defa ağladı; gözyaşlarını saklamaya çalıştı ama gördüm.
Aylar geçti… Evdeki sessizlik alışkanlık oldu. Babam biraz yumuşadı; Zeynep’le daha çok ilgilenmeye başladı ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Bir gün okulda rehber öğretmenimiz ailede yaşanan sorunları konuşmamızı istedi. Sınıfta herkes sırayla konuşurken ben sustum; kelimeler boğazımda düğümlendi.
Eve döndüğümde pencereden dışarı baktım; yağmur yine yağıyordu… Annemin gidişiyle başlayan o sonbahar akşamı hâlâ içimdeydi.
Bazen düşünüyorum: Bir aileyi ayakta tutmak için sadece sevmek yeterli mi? Yoksa bazen gitmek mi en doğru çözüm? Siz olsaydınız ne yapardınız?