Bir Yastıkta Kocamak Hayali: Sevda ile Vedat’ın Sessiz Fırtınası
— Vedat, neredesin? Saat on iki oldu! diye bağırdım mutfağın kapısından. O an ellerim titriyordu, patatesleri doğradığım bıçak tezgâha çarptı. İçimde biriken öfke ve korku, boğazıma düğümlendi. Annemden öğrendiğim sabır, kayınvalidemin her fırsatta yüzüme vurduğu ‘iyi gelin olma’ baskısı ve Vedat’ın son zamanlardaki uzaklığı… Hepsi birden üzerime çökmüştü.
Vedat kapıdan girdiğinde yüzüme bile bakmadı. Ceketini askıya astı, ayakkabılarını çıkardı ve salona geçti. Sanki ben yokmuşum gibi… O an içimde bir şeyler koptu. Arkasından gittim, “Vedat, konuşmamız lazım,” dedim. Gözlerini televizyondan ayırmadan, “Yorgunum Sevda, sonra konuşalım,” dedi. O ‘sonra’ kelimesi, evliliğimizin son iki yılında her şeyin cevabı olmuştu.
Ben ise mutfakta yalnızca yemek değil, hayatımızı da pişiriyordum sanki. Her gün aynı döngü: Sabah Vedat işe gider, ben evde kalır, kayınvalidemin laf sokmalarına maruz kalırdım. “Sevda kızım, bak komşunun gelini ne güzel iş bulmuş, sen de bir şeyler yapsan ya…” Oysa ben üniversite mezunuydum, hayallerim vardı. Ama Vedat istemedi; “Evde ol, annemle ilgilen,” dedi hep.
Bir akşam annem aradı. Sesi titriyordu: “Kızım iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor. Bak, kimse için kendini harcama. Sen de insansın.” Annemin bu sözleriyle gözlerim doldu. Ama ona da yalan söyledim: “İyiyim anneciğim, sadece biraz yorgunum.”
O gece Vedat geç geldiğinde içimdeki fırtına artık saklanamaz olmuştu. Kapıyı açtığımda yüzünde alaycı bir gülümseme vardı. “Ne var Sevda? Yine mi dırdır?” dedi. Bir an sustum, sonra patladım:
— Dırdır mı? Ben burada her gün senin için, annen için kendimi parçalıyorum! Bir teşekkür bile etmiyorsun! Ne zaman konuşmaya kalksam kaçıyorsun! Ne oldu bize Vedat?
Vedat başını eğdi, bir süre sustu. Sonra sessizce, “Bilmiyorum Sevda… Her şey çok değişti,” dedi. O an anladım ki sadece ben değil, o da mutsuzdu. Ama ikimiz de susmayı seçmiştik yıllarca.
Ertesi sabah kahvaltıda kayınvalidem yine başladı:
— Kızım, yumurtayı fazla pişirmişsin. Vedat böyle sevmez ki…
O an dayanamayıp tabağı tezgâha bıraktım:
— Anneciğim, Vedat neyi sever bilmiyorum artık. Çünkü konuşmuyoruz bile!
Kayınvalidem şaşkınlıkla bana baktı. Vedat ise başını önüne eğdi. O an evdeki sessizlik çığlık gibiydi.
O gün dışarı çıkıp uzun uzun yürüdüm. Sahilde oturup denize baktım. İçimdeki yalnızlığı anlatacak kimsem yoktu sanki. Telefonumu çıkarıp eski arkadaşım Elif’i aradım.
— Elif, ben çok yoruldum…
Elif’in sesi sıcaktı:
— Sevda, kendini bu kadar harcama. Senin de hayallerin vardı hatırlıyor musun? Hani birlikte öğretmen olacaktık?
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Evet, hayallerim vardı ama hepsi bu evin duvarlarında boğulmuştu.
Akşam eve döndüğümde Vedat salonda oturuyordu. Yanına oturdum.
— Vedat, ben böyle devam edemem. Konuşmamız lazım.
Vedat derin bir nefes aldı:
— Haklısın Sevda… Ben de mutsuzum. Annemi üzmek istemedim ama seni de kaybetmek istemiyorum.
İlk defa yıllardır birbirimize gerçekten baktık o akşam. O an anladım ki susmak çözüm değilmiş.
Ertesi gün anneme gittim. Ona her şeyi anlattım. Annem gözlerime baktı:
— Kızım, hayat senin hayatın. Kimse için kendini feda etme. Eğer mutlu değilsen değiştir.
O gece Vedat’la uzun uzun konuştuk. Kayınvalideme de sınırlarımı koydum; “Ben de insanım anneciğim, lütfen bana biraz saygı gösterin,” dedim.
Kolay olmadı… Aylarca tartıştık, ağladık, bazen birbirimize küstük ama sonunda birbirimizi yeniden bulduk.
Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: Bir kadın olarak kendi hayatımı seçmeye hakkım yok mu? Sizce de susmak mı doğruydu yoksa konuşmak mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?