Bir Telefonun Ardından: Hayatın Kırılganlığıyla Yüzleşmek
“Zeynep, hemen gelmen lazım!” Babamın sesi telefonda titriyordu. O an ütü masasının başında, elimde ütüyle donakaldım. Annemin sesi hâlâ kulaklarımdaydı; sabah bana “Kızım, bugün çok yorulma, bak kendine” demişti. Oysa şimdi, babamın sesiyle birlikte içime bir korku çöktü. Gözümdeki ter damlaları, ütünün buharından mı yoksa ansızın yükselen endişeden mi bilmiyorum, ama ellerim titremeye başladı.
Telefonu kapatıp hızla çantamı aldım. Evdeki sessizlik, sanki duvarlara çarpıp yankılanıyordu. Kızım Elif odasında ders çalışıyordu. Kapısını araladım, “Anneanneye gitmem lazım, baban birazdan gelir,” dedim. Gözlerinde bir endişe belirdi ama bir şey sormadı. Belki de o da alışmıştı artık; bizim evde acil durumlar hep ansızın olurdu.
Apartmandan çıkarken komşumuz Ayşe Abla’ya rastladım. “Hayırdır Zeynep, aceleyle nereye?” diye sordu. “Annem rahatsızlanmış, babam aradı,” dedim. Yüzünde bir gölge belirdi. “Allah şifa versin kızım,” dedi ve ben hızla merdivenleri indim.
Taksiye atladığımda ellerim hâlâ titriyordu. Kafamda bin bir düşünce: Annem ne oldu? Yine kalbi mi? Geçen yılki krizden sonra doktorlar dikkat etmemiz gerektiğini söylemişti ama annem hep güçlüydü. Bize hiç belli etmezdi acısını. Taksi camından dışarı bakarken çocukluğumun geçtiği mahalleleri izledim. Her köşe başında bir anı, her kaldırımda bir iz bırakmıştık annemle.
Hastaneye vardığımda babam koridorda oturuyordu. Yüzü bembeyazdı, gözleri dolu doluydu. Yanına koştum, “Ne oldu baba?” dedim. Sesi kısık çıktı: “Doktorlar içeride, kalp krizi geçirmiş.” O an dünya başıma yıkıldı sandım. Annem… O güçlü kadın… Bir anda bu kadar çaresiz olamazdı.
Bekleme salonunda saatler geçmek bilmedi. Babamla yan yana oturduk ama konuşacak kelime bulamıyorduk. Bir ara babam başını eğdi, “Ben ona iyi bakamadım Zeynep,” dedi. İçimde bir öfke kabardı; yıllardır annemin yükünü omuzlarına yıkan, evin bütün işini ona bırakan adam şimdi pişman mıydı? Ama o an susmayı seçtim. Çünkü acının ortasında hesaplaşmak kolay değildi.
Doktor nihayet geldiğinde nefesimi tuttum. “Durumu kritik ama müdahale ettik. Şimdi yoğun bakımda,” dedi. Babam ağlamaya başladı. Ben ise donmuş gibiydim; gözyaşlarım akmıyor, sadece içimde bir boşluk büyüyordu.
O gece hastane koridorunda sabahladık. Babam bir köşede dua ediyordu, ben ise annemin bana çocukken anlattığı masalları hatırlıyordum. “Kızım, hayat pamuk ipliğine bağlıdır,” derdi hep. Şimdi o ipin ucunda sallanıyorduk.
Sabah olduğunda Elif aradı. “Anne, anneannem nasıl?” dedi titrek bir sesle. “İyi olacak kızım,” dedim ama sesimden kendim bile emin değildim.
İki gün boyunca hastanede kaldık. Akrabalar geldi gitti; herkesin dilinde aynı cümle: “Allah şifa versin.” Ama kimse annemin yıllarca çektiği yükten, evdeki sessiz fedakârlığından bahsetmiyordu. Herkes onun güçlü olduğunu sanıyordu ama ben biliyordum; annem de yorulmuştu.
Üçüncü gün annemi yoğun bakımdan çıkardılar. Onu ilk gördüğümde gözleriyle bana gülümsedi ama yüzünde derin bir yorgunluk vardı. Elini tuttum, “Anne, korkuttun bizi,” dedim. Hafifçe başını salladı: “Kızım, hayat işte… Bir bakmışsın her şey değişmiş.”
Eve döndüğümüzde babam anneme daha iyi bakacağına söz verdi ama ben biliyordum; alışkanlıklar kolay değişmiyordu. Annem yine mutfağa girdi, yine evi toparladı ama artık daha sessizdi. Bir akşam sofrada babama döndü: “Mehmet, ben de insanım… Bazen yoruluyorum,” dedi. Babam başını öne eğdi, cevap veremedi.
O gece Elif yanıma geldi. “Anne, sen de çok yoruluyorsun değil mi?” diye sordu. Gözlerim doldu; ona güçlü görünmek istedim ama başaramadım. “Evet kızım, bazen çok yoruluyorum,” dedim ve sarıldık.
Geceleri uyuyamaz oldum; annemin gençliğini hatırladım, babamla ilk evlendiklerinde ne kadar mutlu olduklarını… Sonra hayatın yüküyle nasıl değiştiklerini… Biz Türk kadınları hep güçlü olmak zorundayız sanki; duygularımızı bastırıp aileyi ayakta tutmak için çabalıyoruz.
Bir gün annemle balkonda otururken ona sordum: “Anne, hiç pişman oldun mu?” Uzun uzun sustu, sonra gözlerime baktı: “Hayır kızım… Sadece bazen keşke daha çok kendime zaman ayırsaydım diyorum.”
O an anladım ki hayat sadece başkaları için yaşanacak kadar uzun değilmiş. Annemin hastalığı bana bunu öğretti; kendimize de değer vermeyi unutmamalıyız.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç sevdikleriniz için kendinizden vazgeçtiniz mi? Hayatınızın kırılganlığını ne zaman fark ettiniz?