Bir Umut Kadar Yakın: Elif ve Baran’ın Hikayesi

— Baran, şimdi ne yapacağız?

Sesim titriyordu. Ellerim buz gibi olmuştu, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Baran ise başını ellerinin arasına almış, sessizce duvara bakıyordu. O an, üniversitenin o eski yurt odasında, hayatımızın sonsuza kadar değiştiğini biliyordum.

Ben Elif. İstanbul Üniversitesi’nde son sınıf öğrencisiyim. Hayallerim vardı; mezun olup iyi bir iş bulmak, ailemin gururu olmak, kendi ayaklarım üzerinde durmak… Ama hayat, planlarımı bir anda altüst etti. Baran’la üç yıldır birlikteydik. Onu ilk gördüğümde, gözlerindeki o sıcaklığı hissetmiştim. O da bana aynı şekilde bakıyordu. Birlikte büyüdük, birlikte hayal kurduk. Ama şimdi, karnımda onun çocuğunu taşıyordum ve ne yapacağımızı bilmiyorduk.

— Elif, ben… Ben de bilmiyorum. Ama seni asla yalnız bırakmam, dedi Baran sonunda. Sesi kısık ve kararlıydı ama gözlerinde korku vardı.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annem ve babamı düşündüm. Babam emekli öğretmen, annem ev hanımıydı. Onların tek umudu bendim; köyden çıkıp İstanbul’a okumaya gelen kızları… Şimdi onlara nasıl anlatacaktım? “Anne, baba… Ben hamileyim.” Bu cümle dilimin ucuna bile gelmiyordu.

Baran ertesi gün yanıma geldi. Elinde bir poşet simit ve iki çay vardı. Yüzü solgundu.

— Elif, konuşmamız lazım. Benim ailem de kolay kolay kabul etmez biliyorsun. Babam hâlâ bana kızgın; mühendisliği bırakıp edebiyat okuduğum için… Ama ben sorumluluğumu alacağım. Seninle evleneceğim.

Bir an umutlandım. Belki her şey yoluna girerdi. Ama içimde bir korku vardı; ya ailelerimiz kabul etmezse? Ya okulu bırakmak zorunda kalırsam?

O hafta sonu köye gitmeye karar verdim. Anneme anlatacaktım önce. Otobüste bütün yol boyunca ellerimi ovuşturdum, dua ettim. Eve vardığımda annem kapıda karşıladı.

— Kızım, ne oldu? Yüzün bembeyaz…

— Anne… Sana bir şey söylemem lazım…

O an gözlerim doldu, kelimeler boğazıma düğümlendi. Annem hemen yanına oturttu.

— Korkutma beni Elif!

— Anne… Ben hamileyim.

Annemin yüzü bir anda değişti. Gözleri büyüdü, dudakları titredi.

— Kimin çocuğu bu? Baran’ın mı?

Başımı salladım.

— Allah’ım… Şimdi babana ne diyeceğiz? Elif, senin başını eğdirmemek için neler yaptık biz! Sen bizim umudumuzdun…

O gece annem hiç konuşmadı benimle. Sabah babam geldiğinde annem ona anlattı her şeyi. Babam önce sessiz kaldı, sonra öfkeyle bağırdı:

— Biz sana güvenip gönderdik İstanbul’a! Şimdi ne olacak? Okulun ne olacak? İnsanlar ne der?

Gözyaşlarımı tutamadım.

— Baba, ben Baran’ı seviyorum. O da benimle evlenmek istiyor…

Babam başını çevirdi.

— Sevgiyle karın doyar mı kızım? Hayat bu kadar kolay mı sanıyorsun?

O an anladım ki; hayatımda ilk defa kendi kararımı kendim vermek zorundaydım. Ya ailemin sözünü dinleyip çocuğumdan vazgeçecektim ya da kendi yolumu çizecektim.

Baran’ın ailesiyle de konuştuk. Onlar da şaşkındı ama Baran’ın annesi bana sarıldı:

— Kızım, başımıza ne geldiyse gelsin, aile olacağız biz.

Baran’ın babası ise soğuktu:

— Okul bitmeden evlilik olmaz! Önce mezun olun, sonra bakarız.

Ama zaman daralıyordu. Karnım büyüyordu, yurtta kalamazdım artık. Okulda dedikodular başlamıştı bile; “Elif hamileymiş, Baran’la evlenecekmiş…” Arkadaşlarımın bazıları yüzüme bakmıyordu bile.

Bir gün hocam beni odasına çağırdı:

— Elif, son zamanlarda derslere ilgisizsin. Bir sorun mu var?

Gözlerim doldu yine.

— Hocam… Ben hamileyim.

Hocam uzun uzun baktı bana.

— Zor bir dönemdesin Elif. Ama unutma; hayat bazen planlarımızı bozar ama bu senin değerini azaltmaz. Okulu bırakmanı istemem. Yardımcı olacağım sana.

O an ilk defa biraz umutlandım. Belki de yalnız değildim…

Baran’la gizlice nikah kıydık belediyede; ailelerimiz istemese de… Sonra küçük bir ev tuttuk Fatih’te. Paramız yoktu ama birbirimize sarılıp uyuyorduk her gece.

Doğum zamanı geldiğinde annem yanıma geldi hastaneye. Bebeğimi kucağıma aldığımda gözyaşlarımı tutamadım.

— Anne, bak… Torunun…

Annem sessizce bebeği kucağına aldı ve ağladı.

Babam ise aylarca konuşmadı benimle. Ama bir gün kapımızı çaldı; elinde küçük bir oyuncak ayı vardı.

— Torunumu görebilir miyim?

O an anladım ki; zamanla her yara kabuk bağlıyor ama izleri kalıyor insanın içinde.

Şimdi oğlum üç yaşında. Baran hâlâ yanımda; birlikte zorluklara göğüs geriyoruz. Okulu bitirdim; küçük bir yayınevinde çalışıyorum artık. Hayat kolay değil ama umut hep var.

Bazen geceleri oğlumun başucunda otururken düşünüyorum: Eğer o gün korkup vazgeçseydim, şimdi kim olurdum? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız? Hayatınızın en zor kararını verirken kime güvenirdiniz?