Bir Çocuğun Eksikliği: Hayatımın Sessiz Çığlığı

“Yeter artık Kader! Daha ne kadar sınayacaksın beni?” diye bağırdım, mutfağın ortasında elimde boş çay bardağıyla. Camdan dışarı bakarken, apartmanın önündeki çocukların kahkahalarını duydum. İçimde bir şey kırıldı yine. Her gün aynı sesler, aynı yarım kalmışlık hissi…

Ben Kader. Evet, adım gibi kaderimle savaşıyorum yıllardır. Eşim Cemil’le evliliğimizin ilk yıllarında her şey güzeldi. Ailem, komşular, herkes “Ne zaman çocuk?” diye soruyordu. Başlarda gülüp geçiyordum. Sonra aylar geçti, yıllar geçti… O sorular içime saplanan bir hançer gibi oldu.

Bir gece Cemil’le tartışırken, “Belki de çocuk olmadan da mutlu olabiliriz,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Benim için annelik, hayattaki en büyük hayaldi. Ama Cemil’in umursamazlığı, her geçen gün aramızdaki mesafeyi büyüttü.

Bir gün annem aradı, sesi titriyordu: “Kader kızım, bak yaşın geçiyor. Evlat edinmeyi hiç düşündünüz mü?”

O gece sabaha kadar düşündüm. Evlat edinmek… Kendi kanımdan olmasa da bir çocuğa yuva olmak… Sabah Cemil’e açtım konuyu. Yüzüme baktı, gözlerinde ne heyecan ne de korku vardı. Sadece boş bir bakış: “Sen bilirsin,” dedi. O kadar…

Aylarca araştırdım, dosyalar doldurdum, görüşmelere gittim. Cemil ise hep uzak, hep sessizdi. Bir gün eve geldiğimde onu televizyonun karşısında buldum. “Cemil, bak bugün yetimhaneden aradılar. Bir kız çocuğu varmış, üç yaşında. Görüşmeye gidelim mi?”

Cemil başını kaldırmadan, “Sen git istersen,” dedi. O an anladım ki bu yolculukta yalnızım.

Yine de vazgeçmedim. O küçük kızı görmeye gittim. Adı Elif’ti. Saçları örgülü, gözleri kocaman… Bana sarıldığında içimde yıllardır eksik olan bir parçanın yerine oturduğunu hissettim. Eve döndüğümde Cemil’e anlattım; heyecanımı paylaşmak istedim. Ama o sadece başını salladı.

Geceleri Elif’in odasını hayal ettim; duvarlara pembe perdeler, oyuncak ayılar… Ama Cemil’in ilgisizliği her şeyi gölgeledi. Bir gün annemle konuştum: “Anne, ben bu evde bir çocuğu büyütmeye cesaret edemiyorum.” Annem sustu, sonra gözleri doldu: “Kızım, bazen hayat bize istediğimizi vermez ama elimizdekini de kaybetmemek gerekir.”

Aylar geçti, evlat edinme süreci uzadı. Cemil iyice içine kapandı; işten gelir gelmez odasına çekiliyordu. Bir akşam eve geç geldim; kapıyı açınca içeriden tartışma sesleri yükseldi. Kayınvalidem gelmişti: “Oğlumun başını yedin! Çocuk çocuk diye tutturdun! Belki de Allah istemiyor!”

O gece Cemil’le ilk kez gerçekten kavga ettik. “Sen hiç istemedin ki! Ben tek başıma ne yapabilirim?” diye bağırdım. O ise sadece sustu.

Evimizde sessizlik hâkim oldu. Elif’in dosyasını kapattım; yetimhaneyi arayıp vazgeçtiğimi söyledim. O gün hayatımda ilk kez gerçekten yenildiğimi hissettim.

Yıllar geçti… Cemil’le aramızdaki mesafe büyüdü; sonunda boşandık. Annem vefat ettiğinde dünyam iyice karardı. Şimdi bu evde tek başıma oturuyorum; camdan dışarı bakıp çocukların sesini dinliyorum.

Bazen düşünüyorum: Keşke daha cesur olsaydım… Keşke başkalarının ne dediğine kulak asmasaydım… Hayat bana anneliği vermedi ama belki de ben de yeterince savaşmadım.

Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Hayalleriniz için herkesi karşınıza alabilir miydiniz? Yoksa benim gibi sessizce kabullenir miydiniz?