Bir Gece Yarısı Telefonu: Sessiz Çığlıklarım
— Elif, hâlâ orada mısın? — diye fısıldadı telefondaki ses. O an, içimdeki fırtına dışarı taşacak sandım. Kocam Murat, salondaki koltukta derin uykudaydı; televizyonun cılız sesi, kalbimin çarpıntısını gizlemeye yetmiyordu. Gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Yıllar sonra ilk kez, eski sevgilim Baran’ın sesini duymak, içimde sakladığım tüm acıları bir anda gün yüzüne çıkardı.
— Elif, lütfen… Sadece bir kez konuşmamız gerek. Sana anlatacaklarım var. Ben hâlâ… — dedi Baran, sesi titreyerek.
Telefonu kapatmak istedim ama parmaklarım donmuştu. Sessizce yatak odasından çıktım, kapıyı usulca kapattım. Koridorda ayaklarım titredi. Yıllardır süren evliliğimde hissettiğim yalnızlık, annemin sürekli eleştirileri, babamın suskunluğu ve küçük kızım Defne’nin gözlerindeki huzursuzluk… Hepsi bir anda üzerime çöktü.
Baran’ı yıllar önce bırakmak zorunda kalmıştım. Annem, “O çocuk sana göre değil! Babası işsiz, kendisi de doğru dürüst bir işi yok,” demişti. Babam ise her zamanki gibi sessizdi ama bakışlarıyla annemi desteklediğini anlamıştım. O gün Baran’a veda ederken, içimde bir şeylerin eksildiğini hissetmiştim. Sonra Murat’la tanıştım; ailesi varlıklıydı, işi iyiydi, annem hemen onayladı. “Bak kızım, Murat seni el üstünde tutar,” dedi. Oysa Murat’ın sevgisi hiç bana ulaşmadı; o hep işine, arkadaşlarına ve kendi dünyasına aitti.
Baran’ın sesini duymak, geçmişin kapısını araladı. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah kahvaltıda Murat gazeteye gömülmüş, Defne ise sessizce ekmeğini kemiriyordu. Annem aradı:
— Elif, dün akşam Defne’nin saçlarını düzgün taramamışsın. Komşular ne der? Biraz daha dikkatli ol kızım!
İçimdeki öfkeyi yutkundum. Annemin sesiyle büyüdüm ben; her hareketim, her kararım onun onayına bağlıydı. Kendi hayatımı hiç yaşayamadığımı fark ettim o an.
O gün Baran’ı aradım. Sadece konuşmak istedim; geçmişi anlamak, kendimi bulmak için.
— Elif… Beni dinler misin? Ben seni hiç unutamadım. Sen de mutlu değilsin biliyorum. Sesinden anlıyorum — dedi Baran.
— Baran, ben evliyim. Bir çocuğum var. Bu konuşma doğru değil — dedim ama sesim titriyordu.
— Doğru olan ne Elif? Başkalarının istediği hayatı yaşamak mı? Sen hiç kendin için bir şey yaptın mı?
Baran’ın sözleri beynimde yankılandı. O gece Murat eve geç geldi; yine iş yemeğindeymiş. Defne’yi yatırırken gözlerim doldu.
— Anne, neden ağlıyorsun? — dedi Defne.
— Hiç… Sadece biraz yorgunum kızım — dedim ama içimdeki boşluk büyüyordu.
Bir hafta boyunca Baran’la gizlice mesajlaştık. Her mesajda biraz daha kendimi buldum; yıllardır susturduğum duygularım yeniden canlandı. Ama vicdan azabı da büyüyordu. Annemle babamın beklentileri, Murat’ın ilgisizliği ve Defne’nin masumiyeti arasında sıkışıp kaldım.
Bir akşam annemle tartıştık. Yıllardır ilk kez ona karşı çıktım:
— Anne, ben mutlu değilim! Hep senin istediğin gibi yaşadım ama artık dayanamıyorum!
Annemin gözleri doldu; ilk kez beni çaresizce izledi.
— Elif… Ben sadece senin iyiliğini istedim…
— Ama benim ne istediğimi hiç sormadın anne! — diye bağırdım.
O gece Murat’la da tartıştık. Telefonunu karıştırırken Baran’dan gelen mesajları gördü.
— Kim bu adam? Ne zamandır görüşüyorsun onunla? — diye bağırdı Murat.
— Sadece konuştuk! Yıllardır bana bir kere bile gerçekten ilgi gösterdin mi? Ben bu evde sadece bir gölge gibiyim! — dedim gözyaşları içinde.
Murat sustu; ilk kez beni dinledi ama hiçbir şey söylemedi. O gece ayrı odalarda uyuduk.
Ertesi gün Defne ateşlendi; hastaneye koştuk. O an anladım ki, hayat sadece benim değil; kızımın da hayatıydı bu. Baran’a veda ettim; ona teşekkür ettim çünkü bana kendimi hatırlatmıştı ama artık kendi yolumu çizmem gerekiyordu.
Annemle barıştık ama ona sınırlarımı koydum. Murat’la evliliğimiz için terapiye başladık; belki düzeliriz, belki de yollarımız ayrılır… Ama artık kendi kararlarımı kendim vereceğim.
Şimdi geceleri pencereden yıldızlara bakarken düşünüyorum: Hayatımızı başkalarının beklentilerine göre mi yaşamalıyız? Yoksa kendi mutluluğumuz için risk almalı mıyız? Siz olsanız ne yapardınız?