Kırık Bir Yuvada Bir Hafta: Ablamın Gölgesinde

“Beni bir hafta idare et, ne olur. Söz veriyorum, hemen ev bulup çıkacağım. Beni kapı dışarı etmezsin değil mi?”

Ablam Elif’in sesi, sabahın o erken saatinde, apartmanın soğuk merdivenlerinde yankılandı. Elinde eski bir valiz, gözlerinde uykusuzluk ve çaresizlik vardı. O an içimde bir şeyler kırıldı; çünkü ben de bu evde, bu hayatta, hep geçiciymişim gibi hissettim.

“Gel içeri,” dedim, sesim titreyerek. “Ama lütfen, bu sefer beni yarı yolda bırakma.”

Elif içeri girdiğinde, mutfağın köşesinde duran kızım Derya’nın gözleriyle karşılaştı. Derya on sekizinde, üniversiteye yeni başlamıştı ve sabahları uyanmak onun için işkenceydi. Yine de ablasının gelişini hemen fark etti.

“Kim geldi anne?” diye sordu, gözlerini ovuşturarak.

“Elif teyzen,” dedim. “Bir süre bizde kalacak.”

Derya yüzünü buruşturdu. “Yine mi? Geçen sefer de bir hafta demişti, üç ay kaldı.”

Elif’in yüzü kızardı. “Bu sefer söz veriyorum Derya’cığım. Sadece bir hafta.”

Kahvaltı masasını hazırlarken içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. Elif hep böyleydi; hayatı boyunca sorumluluklardan kaçmış, her zorlukta annemin ya da benim kapımı çalmıştı. Ben ise küçük yaşta evlenip, kocamın borçlarıyla, işsizlikle ve yalnızlıkla mücadele etmek zorunda kalmıştım.

O gün işe gitmek için evden çıkarken Elif’e döndüm: “Bak, anahtar burada. Akşamdan önce gelmeye çalışırım. Derya’nın dersleri var, ona göz kulak ol.”

Elif başını salladı ama gözleri başka bir yerdeydi. O an anladım ki, yine bir şeyler saklıyordu.

Akşam eve döndüğümde mutfakta hararetli bir tartışma vardı. Derya bağırıyordu:

“Sen benim annem değilsin! Hayatıma karışamazsın!”

Elif ise sakin olmaya çalışıyordu: “Sadece iyi olmanı istiyorum. Üniversiteye gitmek istemiyorsan bunu açıkça söyle.”

İçeri girince ikisi de sustu. Derya bana döndü: “Anne, Elif teyze bana sürekli ders çalışmam gerektiğini söylüyor. Ben zaten yeterince baskı altındayım!”

Elif gözlerini kaçırdı. “Sadece yardım etmek istedim.”

O gece Elif’le mutfakta çay içerken ona sordum:

“Gerçekten ne oldu? Neden bu kadar aceleyle çıktın evinden?”

Bir süre sustu, sonra gözleri doldu:

“Eşim beni aldattı. Hem de en yakın arkadaşımla. Dayanamadım, çıktım geldim.”

İçimde ona karşı duyduğum öfke bir anda yerini acımaya bıraktı. Ama yine de sormadan edemedim:

“Peki ya çocukların? Onlar nerede?”

“Onlar babalarında kaldı. Ben toparlanana kadar…”

O an Elif’in ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Ama ben de yalnızdım; yıllardır kimseye anlatamadığım borçlarım, bitmek bilmeyen işsizlik korkusu ve kızımla aramdaki mesafe…

Ertesi gün annem aradı. “Elif sende mi?” diye sordu telaşla.

“Evet anne, burada,” dedim yorgun bir sesle.

“Bak kızım,” dedi annem, “Ablan zor zamanlar geçiriyor ama senin de yükün ağır. Kendi aileni ihmal etme.”

Annemin bu sözleri içimi daha da daralttı. Çünkü ben zaten yıllardır kendi ailemi ihmal ettiğimi düşünüyordum. Derya ile aramda görünmez bir duvar vardı; ne zaman yaklaşmaya çalışsam o duvar daha da yükseliyordu.

Bir akşam Elif’le birlikte eski fotoğraflara bakarken çocukluğumuzdan konuşmaya başladık.

“Hatırlıyor musun?” dedi Elif, “Babamın bizi bırakıp gittiği günü?”

Gözlerim doldu. “O gün annem ağlamasın diye ben de ağlamamıştım.”

Elif başını salladı: “Ben ise hep kaçmak istedim o evden. Hiçbir yere ait hissedemedim kendimi.”

O an anladım ki, ikimiz de aynı acıyı farklı şekillerde yaşamıştık; ben sorumluluk alarak, Elif ise kaçarak…

Bir hafta boyunca evdeki gerginlik hiç azalmadı. Derya ile Elif sürekli tartışıyor, ben ise arada kalıyordum. Bir akşam Derya kapıyı çarpıp çıktı.

“Elif teyze yüzünden artık bu evde duramıyorum!” diye bağırdı.

Ardından Elif bana döndü:

“Belki de gitmem en iyisi olacak.”

Ama ben onu durdurdum:

“Elif, bu evde kalabilirsin ama lütfen bana ve kızıma biraz alan bırak. Hepimiz zor zamanlardan geçiyoruz.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Neden hep ben arada kalıyorum? Neden ailemde herkes benden bir şeyler bekliyor ama kimse bana sormuyor ne hissettiğimi?

Bir hafta sonunda Elif yeni bir ev bulduğunu söyledi. Valizini toplarken bana sarıldı:

“Biliyorum sana yük oldum ama başka gidecek yerim yoktu.”

Ona sarılırken gözyaşlarımı tutamadım:

“Sen benim ablamısın Elif. Ne olursa olsun kapım sana açık ama lütfen artık kendi hayatının sorumluluğunu al.”

Elif gittikten sonra Derya yanıma geldi ve sessizce sordu:

“Anne, sen hiç mutlu oldun mu?”

Bir an durdum ve düşündüm. Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalışmıştım; annemi, ablamı, kızımı… Peki ya ben?

Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi mutluluğunuzdan vazgeçip başkalarının yükünü taşımak zorunda kaldınız mı? Aile olmak bazen fedakarlık mı demek yoksa kendini unutmak mı?